Türkiye’’de İrtica Tehdidi Var mı?

Türkiye’de irtica tehdidi var mı? 2006 yılında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’’in irticanın son 20 yılda hızla arttığına dikkat çeken açıklamaları, ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’’ın “İrtica diye bir tehdit yok!” açıklaması devletin zirvesinde “irtica” polemiği yaratmıştı. Türkiye’’nin önde gelen akademisyenleri, bu soruyu yanıtladı.

Prof. Dr. Binnaz Toprak (Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi)

Hiçbir zaman sahici bir ‘irtica’ tehdidi olduğuna inanmadım. Çünkü demokrasi-Laiklik ve İslam konusundaki etkileşim Türkiye’yi iyi bir yere götürdü.

Prof. Dr. Niyazi Öktem (Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi)

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ‘Din, son derece bireysel olan bir alan siyasete yansımasın’ dedi. Bu ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ lafıyla ters düşüyor. Niye; çünkü din bir sosyal olgudur. Tarikatlar, sosyal olgudur. Her sosyal olay siyasala yansır. Dolayısıyla bilimsel bir saptama değil bu. Sosyoloji, din sosyolojisi diye bir bilim var. Ekonomi nasıl siyasal bir olgu olarak siyasete yansıyorsa, din de yansır. Yansımayan ülke yoktur. Yeni bir araştırma yapıldı. Bu araştırmada fundamantalist (köktendinci) eğilimlerin yüzde 8 olduğu saptandı. Somut veri yüzde 8. Dört beş sene önce yapılan başka bir araştırmada bu oran yüzde 12 olarak çıkmıştı.

Türkiye’de dinin yaşanması açısından bir sıkıntı yok. Siyasal iktidarın İslamcı bir iktidar olması ister istemez bu sonucu doğuracaktır. Atatürkçü bir iktidar olduğunda bu görüşü ortaya çıkartıcı bir yaşam tarzı olacaktır. Devleti tehdit eder boyutta mıdır? Hayır. Benim kriterim İran olayı. Herkes İran’ı gösteriyor, “Türkiye İranlaşacak” deniyor. İran’ın Humeyni rejiminden önceki sosyal ve ekonomik durumu neydi, Türkiye’nin durumu ne? İran’da zaten sosyolojik boyutta mollalar rejimi vardı, ekonomi güçsüzdü, Şah rejimi parsayı götürüyordu, adaletsizlikler yoğun boyuttaydı. Sosyal kumaş yobaz bir yoruma kapıları açtı. Onlar da iktidarı ele geçirdi. Benim kanaatime göre Türkiye’de fert başına düşen gelir 7 bin doları bulmuş, Türkiye’nin dokusu son derece özgürlükçü, liberal demokratik bir yapıya sahiptir. Refah almış gitmiş, bütün bu İslamcıların kadınları da bu refahın içindeler. Türkiye’deki bu iktidar Amerika ile ve Batı ile kavga eder mi? Realist olmak lazım. Türkiye’nin sosyal koşulları, dokusu asla yobaz bir rejime müsade etmez.

Büyütülüyor, çok büyütülüyor. Başka gruplar ve siyasal güçler egemenliklerini ve ideolojilerini iyice oturtmak isterler. İslamcılar için de, karşı görüşte olanlar için de bu söz konusu. Son beş yılda ben hayatımda yaşamadığım kadar özgürlükçü bir ortamda yaşıyorum. Hiç bir korkum yok. Toplumda da bu böyle. Avrupa Birliği bizim için bir güvence. Zaten Avrupa’nın iteklemesiyle bir çok insan hakları bağlamında ilerleme kaydettik. Allah onlardan razı olsun. Tanzimat Fermanı’ndan itibaren bu böyle. Gerginliği tırmandırmamak lazım.

Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ( Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi)

İrtica olayı Türkiye’de değişik değişik algılanıyor. Elle tutulur bir tanımı maalesef yok. Din temelli tepki olarak düşünebiliriz irticayı. Bu kendine has bir anlam kazandı geçtiğimiz 10 yıl içinde. Bu yükseliyor mu, alçalıyor mu? Herkesin durduğu yerden farklı gözlediği bir şey. Maalesef açıklamayı yapan kişiler, hem kuvvet komutanları hem sayın Cumhurbaşkanı, hepsinin sahip olduğu zaviye, görüş alanı bizim alanımızdan farklı. Ve onların da bilimsel bir açıdan baktıklarını düşünmüyorum ben. Onlar hem kamu politikası hem kendi sorumlulukları çerçevesinde değerlendiriyorlar bunu. Tabii ki bu da bilimsel bir çerçeveden farklı olabilir. Bu da kamu oyu nezdinde nasıl görünüyor, ne kadar önemlidir bunu bilemiyorum.

Bilimsel olarak baktığınızda ne görüneceği de nasıl bir açıdan baktığınıza bağlı. Ben örneğin böyle bir veriye sahip değilim, irticai faaliyetler içerisinde olan grupların büyüklüğü nedir, bunu bilmiyorum.
Esas temeli bunun üzerinden bir korku, bir kendine güvensizlik, ‘sistem devamlı tehdit altında’ gibi bir argüman yapılmaya çalışılıyor. Esas bunu konuşmak gerekir diye düşünüyorum. Bilhassa AB süreci içinde gitgide tartışmaların daha renkli, daha geniş bir kitleyi tartışmaya davet eden bir hal alacağını biliyoruz. Bu Avrupalılaşma sürecinin bir parçası. Bu süreç içerisinde sürekli bir tehdit ve tehlike olduğu argümanını yerleştirmek de tabii kendine has bir anlamı olan bir siyasi görüş. Bu AB’ye -kendileri karşı olmasalar dahi- AB karşıtlarının eline malzeme veren bir tutum maalesef.

AB süreci içinde, bu, açık söylenmiyor. Bölücü faaliyetler çerçevesinde bu çok daha açık söyleniyor. İrticai faaliyetler çerçevesinde bu kadar açık söylenmiyor. Fakat memleketin daha özgür bir siyasi ortam içinde bulunmasının o kadar gerekli olmadığı görüşü sanki -henüz Genelkurmay Başkanı’nın görüşünü okumadım ama- dünkü Cumhurbaşkanı’nın konuşması gayet açık bunu söylüyor: “Bazı görüşler, kısıtlanabilir” deniyor. Hatta bu, kişilerin ibadetleri ve dini faaliyetleri de olabilir şeklinde. Bu tabii aşikarı ilan gibi birşey. Yani kanunsuz olan birşeyin yapılmasına müsaade edilmeyeceğini söylemek doğal. Ama bunun bilhassa dile getiriliyor olması bir tercih meselesi. Bir sene sonra bu konuşmayı kendisi yapmayacak, başka bir cumhurbaşkanı yapacak. Aynı konuşmayı başka birisi yaptığı zaman biz bunu nasıl algılayacağız, bunu düşünmek gerekir diye düşünüyorum ben. O zaman nedir kamu yararı, kimin neyinin kısıtlanmasını söylemiş olacak cumhurbaşkanı, o zaman onu bilmeyeceğiz ve bu bizi rahatsız edecek. O zaman şimdiden rahatsız olmamız lazım. Çünkü bu bugünün değil, yarının konuşması. Çünkü zaten Cumhurbaşkanı’nın süresi birkaç ay sonra dolacak. Dolayısıyla o perspektiften baktığımızda, Cumhurbaşkanlığı seçimine yaklaştığımız zaman cumhurbaşkanlarının bize hak ve özgürlüklerimizin gerektiği zaman kısıtlanabileceğini hatırlatması çok ilginç bir raslıntı. Bu açıdan ben biraz kendimi rahatsız hissettim.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir